ÜLKELERİN DUVAR POLİTİKALARI: Türkiye’nin “Suriye Duvarı Projesi”


ÜLKELERİN DUVAR POLİTİKALARI: Türkiye’nin “Suriye Duvarı Projesi”

Tolga KOÇ[1]

Özet
Savaşlar, katliamlar, göçler, direnişler, isyanlar ve ekonomik ambargolar… Tarih sahnesinin her döneminde kalıntılarına ve yeniden yapılmalarına şahit olduğumuz duvarlar ve bu duvarların toplumların mabeyninde bıraktığı izler, bu çalışmada tarih şeridinde farklı amaçlar için yapılmış duvarların özelliklerine ve Türkiye-Suriye sınırına yapılmakta olan duvarın hangi amaç güdülerek yapıldığına değinilecektir.
Anahtar kelimeler: Berlin Duvarı, Çin Seddi, Batı Şeria Duvarı, Suriye, Ekonomi

Abstract
The aim of this work consist of Walls we witness being constructed, reconstracted and ruin no matter at which play of the History and their effects on the "mabeyn" of those societies, why those Walls are being built and which features they possess and especially for which purposes  the wall between Turkey and Syria is being built.
Key words: Berlin Wall, China Wall, West Bank Wall, Syria, Economy









1. GİRİŞ
Suriye sınırının güvenliği ve yasa dışı geçişlerin önünü kesmek için yapımına başlanılan Suriye Duvarı Projesi’nin Türkiye siyasetine, ekonomisine etkilerini ve projenin iki ülke ilişkilerindeki rolüne değinilecektir. Konunun rahat anlaşılabilmesi için geçmişten günümüze kadar yapılmış olan bazı duvarların özelliklerine ve oynadıkları roller irdelendikten sonra Türkiye hükümetinin Suriye sınırına ördüğü 911 kilometrelik dev duvarın Türkiye ve Suriye toplumunda uyandırdığı etkilerden bahsedilerek, Türkiye’nin yapımında sona yaklaştığı duvarın kavramsal analizi daha iyi anlaşılacaktır.

2. İNSAN IRKININ DUVAR ÖRME SERÜVENİ

Tarih boyunca insanoğlu farklı gerekçelerle ama temeli, kendisini dış etkenlere karşı korumaya dayalı olan fiziksel engelleme ve sınırlama sağlayacak bir set, duvar ya da çit gibi yapılar inşa etme yoluna gitmiştir.
Kuşkusuz bu yapıların bilinen en eskisi Çin Seddi’dir. M.Ö. 220 ve M.S. 1368-1644’de inşa edilen ve dünyanın en uzun savunma duvarı olan Çin Seddi, ülkenin sınırlarını dış saldırılara karşı korumak amacıyla inşa edilmiştir.
Bilinen en yakın tarihli inşa edilmiş ve ardından yıkılmış yapı ise Berlin Duvarı’dır. Berlin Duvarı, Doğu Almanya vatandaşlarının Batı Almanya’ya kaçmalarını engellemek için Doğu Alman Meclisi kararıyla, 1961 yılında yapılmaya başlanmıştır. Batı’nın “Utanç Duvarı” olarak tanımladığı bu yapı, 1989 yılında, Doğu Almanya’nın isteyen vatandaşların Batı’ya geçebileceğini açıklamasıyla yıkılmıştır.
Duvarlar, setler, bariyerler… Devletlerin kendi çıkarları ve politikalarının mahiyetlerine göre şekillenen bu yapılar kısa vadede ortaya çıkan sorunun ortadan kaldırılmasına veya artan sorunun yavaşlamasına vesile oldukları gibi uzun vadede duvarın ardında kalan sivil halkların; psikolojik, sosyolojik ve ekonomik dinamiklerine ve süregelen komşuluk bağlarına şiddetli zarar verebilmektedir.
ABD de, kaçak göçmen girişlerini önlemek amacıyla Meksika sınırına duvar örmüş ve Meksika ile ilişkileri bu sebeple gerilmiştir. Brezilya ise, başkent Rio de Jeneiro’da gecekondu semtlerinin yayılmasını önlemek için bir duvar örmüştür. Ancak bu duvar da zengin-fakir ayrımcılığının sembolü haline gelmiştir.

3. SINIRLARA KALIN ÇİZGİLER: BAZI DUVARLAR

Suudi Arabistan-Irak 
DAEŞ tehdidine karşı Suudi Arabistan yönetiminin bu yılın başında inşasına başladığı duvar yaklaşık 1000 kilometreye ulaşacak.
Fas-Batı Sahra 
2 bin 720 km uzunluğuyla Çin Seddi’nden sonra dünyanın en uzun duvarı, Polisario örgütüne karşı inşa edildi.
Güney-Kuzey Kore 
Düşman kardeşler Kore halklarının arasındaki düşmandan arındırılmış bölge 77-79 arasında Güney Kore tarafından duvarla tanıştırılmıştır. Silahsızlandırılmış bu bölgede yer alan duvarın; kuzeyinde 700 bin, güneyinde ise 410 bin asker bulunmaktadır. Böylece insanlığı duvarlarla ayırmanın barışı sağlamadığı Kore’de bir kez daha anlaşılmıştır.
İspanya-Fas
BM kayıtlarına göre Batı Sahra bölgesi hala Fas toprağı olmasına rağmen İspanya’nın yönetimi altında tutulmaya devam ediyor. Kuzey Afrika’daki Ceuta ve Melilla’yı Fas topraklarından ayıran duvarlar, mülteci akınını önlemek için  İspanya tarafından inşa edildi.
Kıbrıs 
1974’teki Kıbrıs Harekatı’nın ardından, KKTC ile Rum Kesimi arasına duvar inşa edildi.
Macaristan-Sırbistan 
Macaristan mülteci akınına karşı, geçen ay Sırbistan sınırına 175 km telden duvar örmeye başladı. Set, Avrupa’daki en uzun tel duvar olacak.


Belfast (Kuzey İrlanda) 
Barış Duvarı, Katolikler ile Protestan bölgeleri ayırmak için yapıldı. Kuzey İrlanda’da yer alan duvarlar, İngiltere’nin İrlanda adasındaki Protestanları bahane ederek adadaki yönetimini sürdürmesi nedeniyle yarım kalan barışın devamını sağlamaktadır. Kuzey İrlanda’daki Katolik ve Protestanları birbirinden ayıran duvarlar pamuk ipliğindeki barışın devamını sağlamaktadır. İngiliz yönetimi kendi toprakları üzerindeki bir sorununun çözümü olarak ilk kez 1969’da duvar fikrini ortaya atmıştır. Bugün toplam uzunluğu 21 Km’yi bulan duvarlar tarih içinde birçok kez uzatılmış ve genişletilmiştir.
İsrail-Batı Şeria
İsrail’in 2002’de Batı Şeria’da inşasına başladığı duvar, Filistinlilerce “Irkçı duvar”, İsraillilerce ise “Güvenlik duvarı” olarak adlandırılıyor. İsrail’in 760 kilometrelik uzunluğa ulaşmasını hedeflediği 8 metre yüksekliğindeki duvar dünyanın birçok ülkesinde ise “Utanç duvarı” olarak tanımlanıyor.  Duvarın yapımı tamamlandıktan sonra berlin duvarından çok daha uzun ve 3 kat daha büyük olacağı tahmin edilmektedir.

4. TÜRKİYE’NİN “SURİYE DUVARI PROJESİ”

Suriye’de son yıllarda yaşanan dram hepimizi çok üzmektedir. Savaştan ötürü evlerini, yurtlarını terk ederek yeni yaşam kurma ümidiyle muhacir olan ve çoğunluğu göç yollarında trajik ölümler ile son bulan haberler artık hemen hemen her gün karşımıza çıkmaktadır. Uzmanlara göre, savaşlar, işgaller, devrimler, terör olayları veya dini olaylar göçlere neden olmaktadır. Örneğin Sırplar’ın işgali nedeniyle Bosnalıların bulundukları bölgeyi terk etmesi siyasi nedenli bir göçtür. Göçler, göç edilen topraklarda risk oluşturmuyorsa, sempati ile karşılanmakta, hatta zaman zaman destek bile görebilmektedir. Bulgaristan’dan ülkemize göç etmek zorunda kalan soydaşlarımıza kucak açmamız buna güzel bir örnektir. Bazı göçler ise daha medeni ve zengin devletlerde kurulmuş düzeni ve dengeleri bozacak korkusuyla istenmemiş ve engellenmeye çalışılmıştır. Engellenmeyen göçler ise çoğunlukla korkulanı başa getirmiş ve büyük devletlerin sonu olmuştur. M.Ö. 1200’lerde meydana gelen, “Deniz Kavimleri Göçü” ve “Ege Göçleri” adıyla anılan göç dalgası buna güzel bir örnektir. Bu göç hareketinin sonunda o dönemdeki dünyanın süper güçlerinden birisi olarak kabul edilen Hititler, tarihlerinde en güçlü oldukları bir dönemde yıkılmışlardır. Benzer bir durum ise günümüzde yaşanmaktadır. Irak ve özellikle Suriye’den göç etmek zorunda kalan insanlar önce Türkiye’de misafir edilmişler, son zamanlarda ise Batı’ya doğru hareket ederek, dalga dalga Batılı ülkelerin kapılarını çalmaya başlamışlardır. Başlangıçta insani duygular ile sempati gören bu göç dalgası günümüzde mevcut düzeni ve sistemi bozacağı veya değiştireceği endişesi ile önlenmeye çalışılmakta, hatta bu nedenle risk altındaki ülkeler geçişe engel olur düşüncesi ile sınırlarına yüksek ve kalın duvarlar inşa etmektedirler. Türkiye’nin, Suriye sınırına 2 metre genişliğinde ve 3 metre yüksekliğinde duvar örmeye başlaması Macar Hükümeti’nin kaçak göçü önlemek amacıyla Macaristan-Sırbistan sınırına 175 km uzunluğunda ve 4 metre yüksekliğinde tel örgülerden oluşan bir “demir perde” inşa etmeye karar vermesi, Bulgaristan’ın kaçak geçişlerin önüne geçebilmek için Türkiye sınırına duvar örme kararı alması buna en güzel örneklerdendir. 
Arap Baharı Tunus’tan Bahreyn’e kadar otoriter rejimleri sarsarken, bir sonrakinin Suriye rejimi olacağı dile getirilmekteydi, beklenen de oldu. 15 Mart 2011 tarihinde Suriye’de isyan süreci başladı. Tunus ve Mısır’da olduğu gibi Suriye’de de tek parti rejimi, devleti yıllardır yönetmektedir. Yaklaşık 50 yıldır, tıpkı Kuzey Afrika’daki benzerleri gibi, olağanüstü hal kanunlarıyla yönetilmekte ve siyasi katılım çağrıları bastırılmaktadır (Brönning, 2011:50).
Başlarda muhaliflerin moral üstünlüğü ve taleplerindeki meşruiyet, kısa sürede büyük bir kitlesel hareket oluşturmuş, ancak Ağustos 2011’den itibaren Özgür Suriye Ordusu’nun (ÖSO) rejimin şiddet politikasına yine şiddetle karşılık vermesi ile ülkede geri dönülemez bir süreç başlamıştır. Suriye’deki demokrasi taleplerinin silahlı iç savaşa dönüşmesiyle birlikte savaşan tarafların rakiplerine üstün gelmek için dış destek arayışına girmeleri, bölgesel ve küresel güçlerin meseleye daha fazla karışmasına yol açmıştır.(Çalışkan,2016:2),
Bu minval üzere 911 kilometrelik sınır komşuluğuna sahip Türkiye’nin tutumu ve gerçekleştirmiş olduğu politikalar da önem arz etmektedir. Kısaca Türkiye’nin Suriye’de yaşanan iç savaşa karşı gösterdiği tutumu irdeleyecek olursak karşımıza şunlar çıkacaktır;
İlk dönem Nisan 2011’den Ağustos 2011’e kadar süren “kopuş” dönemidir. Bu süreç- te dönemin Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ve MİT Müsteşarı Hakan Fidan Şam’a ziyaretlerde bulunmuş ve Esad’a reformlar konusunda telkin ve ikna çabası içinde olunmuştur. Bu süreçte Türkiye, Esad’ı reformlar için ikna ederek gerilimi büyümeden önleyebilmeyi amaçlamıştır.
Ancak Esad’ın çağrılara uymayarak sivil halka yönelik şiddeti artırmasının ardından, Ahmet Davutoğlu “Artık Suriye ile konuşulacak bir şey kalmamıştır” diyerek Türkiye’nin politikasındaki değişimi ilan etmiştir.
Eylül 2011’den Ağustos 2013’e kadar olan ikinci dönemi “muhaliflere destek” diye isimlendirmek mümkündür. Bu süreçte Türkiye, Suriye’deki rejimin yıkılması için yoğun bir çaba harcamıştır. Küresel ve bölgesel müttefikleriyle iş birliği yaparak muhalifleri desteklemiştir. Suriye Ulusal Konseyi ve ÖSO gibi muhalif yapıların kurulmasına yardım etmiştir.
Türkiye’nin Suriye politikasındaki üçüncü dönemi “terörle mücadelenin öne çıktığı” Ağustos 2013-Haziran 2014 arası olarak nitelemek mümkündür. Özellikle DAEŞ’in bölgede etkinlik kazanması bütün ülkelerin politikalarını yeniden düzenlemelerine neden olmuştur.
Haziran 2014’ten sonra dördüncü dönem başlamıştır. Bu dönem Esad’ın gidişinden daha ziyade Türkiye’nin kendi sınır güvenliğine yoğunlaştığı bir evredir. (Çalışkan,2016:4).
Türkiye sınırda artan terör olaylarını durdurma, sınır güvenliğini artırma ve yasa dışı geçişleri engellemek adına Haziran 2015 yılında Suriye Duvarı Projesini tatbik etmeye koyulmuştur.
Tarihte ilk güvenlik duvarının Suriye’de örüldüğü görülmektedir. 2011’de Fransız-Suriyeli bir ekip, Mezopotamya’nın ilk uygarlıklarına dayanan bir duvar keşfetti. Suriye’nin kuzeyinden güneyine kadar bir alanı kaplayan bu duvarın 220 kilometreyi aşkın bir uzunluğu var. Antik duvar, bir kalenin yıkıntılarını Anti-Lübnan Dağları (Doğu Lübnan Sıradağları) sırtlarından birine bağlıyor. Bulunan bazı seramikler ve duvarın bazı noktalarından anlaşıldığı kadarıyla, M.Ö 2400 ile 2000 arasında bu duvar kullanıldı.  4 bin yıl sonra Türkiye- Suriye sınırına çekilen duvar ile Türkiye’de geçiş güvenliğini sağlamak adına duvar kullanmaya başladı.
TOKİ’nin 2016’da ihale usulüyle başlattığı 911 kilometrelik Suriye sınırı güvenlik duvarı ve yolu, temmuzda tamamlandığında, Çin Seddi ve İsrail Duvarı’ndan sonra dünyanın üçüncü uzun güvenlik duvarı olacak. Ağırlığı 7 ton, yüksekliği 3, genişliği 2 metre, kalınlığı 30 cm olan kurşungeçirmez mukavemetli duvarın toplam maliyeti 770 milyon TL’yi buluyor. Böylelikle sınırdan Türkiye’ye terörist ve kaçakçı sızmalarının önüne geçilecek. Ayrıca 300 metre aralıklarla yerleştirilecek akıllı kulelere; makineli silah sistemleri, termal kameralar ve uyarı için anons sistemleri kurulacak. Her biri 7 ton olan seyyar blokların üzerlerine geçişi zorlaştıran jiletli tel çekiliyor, kazarak geçişi zorlaştırmak içinse zemine beton dökülüyor. Duvar bittikten sonra havadan da İHA’larla bölgenin ve hattın güvenliği sağlanacak.



5. SONUÇ
Sınırlara örülen devasa duvarların, sınır paydaşlığı yapan halkların hayatlarında psikolojik ve sosyolojik sarsıntılar oluşturduğunu, komşuluk bağlarını zedelediğini görmekteyiz. Her ne kadar inşa edilmeleri farklı sebeplere dayansa da, ülke ekonomilerine de ağır bir külfet olduğu tespit edilmektedir.
Arap Baharı Tunus’tan Bahreyn’e kadar otoriter rejimleri sarsarken, bir sonrakinin Suriye rejimi olacağı dile getirilmekteydi, beklenen de oldu. 15 Mart 2011 tarihinde Suriye’de isyan süreci başladı. Yedi yıldır devam eden kargaşa, yüzbinlerce sivilin ölümüne ve milyonlarcasının yaralanmasına sebep oldu. Suriye ekonomisi, ülkedeki çatışmaların başladığı 2011 yılından bu yana yaklaşık yüzde 72 oranında küçüldü. Ülkede cereyan eden çatışmalar güvensizlik ortamını tetikledi. Bu durum farklı ideolojide olan terör örgütlerinin türemesine neden oldu. Özellikle DAEŞ ve PYD/PKK terörü Türkiye’ye yönelik yapmış olduğu eylemlerde onlarca sivilin ve güvenlik personelinin hayatını kaybetmesine meydan verdi. Bu durum Türkiye’nin sınır güvenliğinde zafiyet gösterdiği durumunu ortaya çıkardı. Türkiye hükümeti, sınırın ötesinde faaliyet gösteren terör örgütlerine karşı sınır ötesi harekâtlar düzenledi ve sınır güvenliğini daha sağlam ve güvenilir kılmak için Suriye sınırına 911 kilometrelik duvar inşa edilmesine karar verdi.













KAYNAKÇA

Broning, M. (2011), Şam, Kahire Değil!, Foreign Affairs, 9 Mart 2011.
Çalışkan, B. (2016), Küresel Bilek Güreşi, Kasım 2016
Güçyetmez F. (2017), Türkiye’nin Bölgesel Güvenliği: Yeni Güvenlik Stratejileri.
http://www.turkiyegazetesi.com.tr/dunya/402188.aspx



Yorumlar

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Basit Anlatımıyla Oyun Teorisi

DAVRANIŞSAL FİNANS VE DAVRANIŞ KALIPLARI