DAVRANIŞSAL FİNANS VE DAVRANIŞ KALIPLARI
TOLGA KOÇ
23.12.2018
AYDIN
İÇİNDEKİLER
Davranışsal finans, yatırımcıların
piyasada mevcut bilgileri nasıl farklı algıladıklarını ve bu bilgilere nasıl
tepki verdiklerini göstermeye çalışmaktadır. Günümüzde davranışsal finans,
yatırımcıların performanslarını etkilemesi nedeniyle, karar verme sürecinin
esaslı bir parçası olmaya başlamıştır. Yatırımcılar, yatırım portföylerini
düzenlerken getiri oranını, piyasa koşullarını, sahip oldukları risk
toleransını ve diğer sınırlamaları dikkate alma gereği duymaktadırlar (Jahanzeb
vd., 2012: 532).
Finans biliminde de bireyin karar
verme davranışı oldukça önemli bir yere sahiptir. Özellikle, risk ve
belirsizlik altında karar verme konusunda birbirinden farklı birçok kuramın
ortaya çıktığı görülmektedir (Sezer, 2013: 1).
Karar vermede gereksinim duyulan
bilgilerin karmaşıklığını ve miktarını azaltmak için insan beyni, filtreleme
yaparak bazı bilgileri dışarıda tutar ve diğer bilgilerin karmaşıklığını
azaltmak için de kısa yollar kullanır. Bu kısa yollar beyine, mevcut bütün
bilgileri tamamen hazmetmeden önce hesaplamalar oluşturmasına imkân verir. Bu
sürece sezgisel basitleştirme denir. Sezgilere dayanarak karar verenlerin bu
durumdan sağladığı en büyük değer, seçeneklerin daha temiz, daha belirleyici ve
korkular tarafından daha az etkilenmesini sağlamaktır. Sezgiler genellikle gizli
olup, kişiyi stresli veya duygusal anlarında etkilemektedir. Bu nedenle
insanlar, nadiren sezgilerin yaptığı etkinin farkında olmaktadırlar Bireyler,
sezgilerine başvurarak riski göze alıp almamaya karar verebilirler. Bu durum,
onların risk toleransını belirler. Risk toleransı, bireyin risk almasına
yönelik tutumunu yansıtır. Finansal risk toleransı ise ekonomik ve sosyal
yaşamın neredeyse tümünü etkileyen finansal kararlarda bireyin, almaya hazır
olduğu azami risk miktarı olarak tanımlanmaktadır. Finansal risk toleransının
değerlendirilmesinin önemi ortaya konmuş ancak, risk almanın öznel doğası
sebebiyle risk değerlendirme süreci oldukça zor olabilmektedir. Bireysel
yatırımcılar da söz konusu sezgilerini kullanarak yatırımda
bulunabilmektedir.(Süreyya, E. 2017: 493).
Bilindiği
üzere Geleneksel Finansın altyapısını Beklenen Fayda Teorisi (BFT)
oluştururken; Davranışsal Finans’ın altyapısını ise Beklenti Teorisi (BT)
oluşturmaktadır. Beklenen Fayda Teorisi, daha çok mantıksal çıkarımlar
üzerinde dururken, Beklenti Teorisi ise daha çok gözlemlerden yola çıkarak
sonuçlara gitmektedir.
Geleneksel
finans teorisi bireylerin son derece rasyonel davranış kalıpları sergilediğini
varsayan Beklenen Fayda Teorisi, Etkin Piyasalar Hipotezi ve Modern Portföy
Teorisi gibi modellerin temelini oluşturmaktadır. Geleneksel finans teorisinin
özünde, finansal piyasaların işlem birimlerini oluşturan bireylerin, karar alma
süreçlerini etkileyecek bilişsel dünyaları gibi iç etmenlerden ve diğer
insanların davranışları gibi dış etkenlerden tamamıyla uzaklaşarak kendi
faydalarını ençoklaştıracak şekilde hareket edeceklerini öne süren rasyonel
insan modeli yatmaktadır. Geleneksel finans teorisinin temelini oluşturan
Beklenen Fayda Teorisi 1944 yılında Von-Neumann ve Morganstern tarafından
ortaya atılmış ve 1953 yılında Savage1 tarafından geliştirilmiştir. Bu teoriye
göre insanlar rasyonel davranırlar. Rasyonellik ise kârın maksimum seviyeye
ulaşması olarak kabul görür. Kişiler belirsizlik içerisinde Bayes İstatistik
Kuralı’nı kullanarak riskten kaçınırlar, elde edecekleri maksimum getiriyi
hesaplarlar ve sonucunda da rasyonel davranırlar.
Yatırımcıların
varlık fiyatlarını etkileyebilecek bilgilere herhangi bir maliyete katlanmadan,
anında sahip olması ve vakit kaybetmeden bilginin gerektirdiği doğrultuda
sermaye piyasasında işlem yapabilmeleri bu teorinin temel öngörülerindendir.
Geçtiğimiz yüzyılın ilk yarısında finans biliminin temelini oluşturan iktisat, daha
ziyade bir sosyal bilim olarak ele alınmaktaydı. Irving Fisher ve John Maynard
Keynes gibi iktisatçılar iktisadi davranışları açıklarken psikolojik
faktörlerin üzerinde durmuşlardı. John Hicks ve Paul Samuelson gibi
iktisatçıların iktisadi analizlerinde ağırlıklı olarak matematiği kullanmaya
başladıkları 1940‟lı yıllarda ekonomik modeller içine sıkıştırılan insan,
karmaşık optimizasyon problemlerini başarıyla çözen ultra-rasyonel bir varlık
haline getirildi. Matematiğin iktisat alanında kullanımının yaygınlaşması,
insan tanımını belirli kısıtların altında hareket eden sınırlı bir varlık
olarak ele alınmasına yol açtı ki bu finansal modellerde tiplemesi yapılan
bireyler olabildiğince rasyonel, faydasını en üst düzeye çıkarmaya çalışan,
duygularından arınmış ve son derece menfaatperest varlıklar olarak tanımlandı.
Aslında bu basitleştirici varsayımlar, modellerin oluşturulmasını
kolaylaştırırken iktisadı (ve finansı), insan davranışını anlamaya çalışan bir
“sosyal” bilim olmaktan çıkarıp, insanın karmaşık doğasını matematiksel
formüllerin içine hapsederek insana nasıl davranması gerektiğini öğreten bir
mühendislik alanı haline getirmiştir.
Geleneksel finans modellerinde yatırımcıların
rasyonel olduğu, temel nokta olarak kabul edilmiş ancak bu varsayım hiçbir
deneysel çalışma ile desteklenmemiştir. Bu noktada geleneksel finansın,
insanların nasıl hareket ettikleri değil, nasıl hareket etmeleri gerektikleri
üzerinde durduğu söylenebilir. Sonuç olarak, beklenen fayda teorisinin insan
davranışlarının incelenmesinde varsayılan savlardan farklı bulgular bulduğu
söylenebilir. "Etkin Piyasalar Hipotezi", Von Neumann ve Morgenstern
tarafından oluşturulan ve Savage tarafından geliştirilen faydayı maksimize etme
amaçlı "Beklenen Fayda Teorisi" ve onu takip eden "Modern
Portföy Teorisi", "Sermaye Varlıklarını Fiyatlandırma Modeli"
ile “Arbitraj Fiyatlama Teorisi” risk ve getiri değişkenlerine bağlı olarak
rasyonel davranışlar varsayımı üzerinde şekillenen geleneksel finans teorileri
olarak karşımıza çıkmaktadır (Karaca 2015: 3-4).
Etkin
piyasa hipotezi menkul kıymetlerin fiyat değişimlerinde menkul kıymet ile
ilgili tüm bilgilerin etkisini incelemektedir. Herhangi bir bilgi borsadaki
bütün yatırımcılara aynı zamanda ulaşıyor ise ve tüm firmalar hakkındaki
bilgiler piyasadaki bütün aktörler tarafından temin edilebiliyorsa söz konusu
piyasa etkindir. Sonuçta bir piyasa etkin ise bilgi her yatırımcıya (aktöre)
aynı anda ulaştığı ve fiyatlara aynı anda yansıdığı için hiçbir yatırımcı borsadan
sürekli olarak normalin üstünde bir kazanç sağlayamaz (Dumanatan S. 2019:
34). Çünkü Piyasaya giren yeni bir bilgi
şayet fiyatlara hızlı ve doğru bir yönde etki ederse, yatırımcının piyasa
getirisinin üzerinde bir getiri elde edememesine sebep olacaktır. Tam rekabet
koşullarının geçerli olduğu etkin bir piyasada bir mal veya hizmetin fiyatı, o
mal veya hizmetin arz ve talebinin eşitlenmesi ile ortaya çıkmakta ve bu fiyat
uzlaşı (denge) fiyatı adını almaktadır. Böyle bir piyasaya gelen bilginin
anında ve maliyetsiz şekilde yatırımcılar tarafından edinilmesi ve yeni gelen
bilgi doğrultusunda işlem yapılması halinde, denge fiyatı çok kısa bir süre
içinde, yeni gelen bilgi ışığında olması gereken yere gelecektir. Bu durum ise
yatırımcıların düşük değerlenmiş menkul kıymetleri almasına ya da yüksek
değerlenmiş menkul kıymetleri satmasına imkân tanıyan bilgileri sürekli ve
tutarlı olarak bulabilmesini olanaksız kılmaktadır.
Ekonomi
ve finans bilimi, insanların yatırım kararlarıyla ilgili tüm bilgiye sahip
olduklarını ve yatırım kararlarında bunları dikkate aldıklarını varsayar. Fakat
yapılan çalışmalar bireylerin rasyonel davranamadıklarını, tüm verileri dikkate
alarak tercihlerini optimize edemediklerini, tekrarlayan yargı hatalarına düştüklerini
göstermiştir. İnsanların kazanç ve kayıplar karşısında farklı davranışlar
sergilemeleri ve beklenen riskten ziyade algılanan riskle ilgilenmeleri
beklenen fayda teorisini zayıflatmış, bunun yerine finansal piyasalarda
karşılaşılan çeşitli olgu ve problemlerin anlaşılması ve kavranmasında insan
psikolojisi, bilişsel noksanlıkları ile Kahneman ve Tversky‟nin geliştirdiği
beklenti teorisinden yararlanılmaya başlanmıştı (Döm S. 2003: 1).
Belirsizlik
altında karar alma teorileri, özellikle yatırım kararları (portföy tercihi, fon
tercihi, menkul kıymet yatırımları v.b.) açısından ele alındığında, beklenen
faydanın maksimizasyonu varsayımına dayanmaktadır. 1950’li yılların
ortalarından itibaren ortaya atılan modellerin dayandığı temel nokta ya da varsayım,
insanların rasyonel birer canlı olmaları nedeniyle finansal piyasalarda
yaptıkları veya yapacakları işlemlerde de rasyonel hareket edecekleri, ilgili
tüm bilgilere ulaşabilecekleri ve bu bağlamda beklenen faydalarını maksimize
edecek şekilde kararlar alacakları şeklindedir. Bununla birlikte karar verme
mekanizmasının merkezinde yer alan insan, bir robot ya da makine değildir.
Duyguları, sezgileri, yargıları ve önyargıları olan canlı bir varlıktır. Bu tür
davranışsal ve psikolojik faktörler bizlerin mevcut tüm bilgileri kullanmamıza,
tamamen rasyonel kararlar almamıza ve sadece “beklenen faydanın maksimize
edilmesi” şeklinde amaçlar edinmemize engel olur. Sahibi olduğumuz psikolojik
ve davranışsal özellikler bizleri diğer canlılardan da farklı kılar. İnsanı
farklı kılan bu özellikler nedeniyle bilim insanları zamanla, geleneksel
ekonomi ve finans teorilerinin öne sürdüğü bu gibi varsayımların her durumda
geçerli bir yaklaşım olamayacağını düşünmelerine, gündeme almalarına ve
geleneksel ve modern finansa eleştirel bir yaklaşımla yeni çalışmalar ortaya
koymalarına neden olmuştur. Geleneksel finans teorisinin varsayımlarına dayalı
ve Nobel ödülü kazanmış olan çok sayıda çalışma olmasına rağmen bu teorilerin
gerçek dünyaya uygunluğu ve geçerliliği günümüzde de tartışılmaya devam
etmektedir.
Beklenen
Fayda Teorisinde; insanlar istikrarlı, çok iyi tanımlanmış fayda
fonksiyonlarını maksimize etmeye çalışan rasyonel bireyler olarak ele
alınmaktadır. İnsan davranışlarının rasyonel birey modeli ile açıklanamadığı da
psikolojide sıklıkla bahsedilmektedir. Piyasalarda meydana gelen pek çok
anomalinin nedeninin insan psikolojisinden kaynaklanabileceği göz önüne
alınarak, aslında karar alma süreçlerinde psikolojik faktörlerin eklenmesiyle
davranışsal finans ortaya çıkmıştır.
Davranışsal
finans, yeni bir disiplin olup, yatırımcı ve finansal piyasaların
davranışlarının anlaşılmasında psikolojik konu ve kuramlarının uygulanması
yöntemidir. Bilişsel kurallar, zihinsel hatalar ve önyargılar davranışsal
finansın en temel konularıdır. Örneğin menkul kıymet borsasında işlem gören
bazı hisse senetlerindeki veya sektörlerdeki hızlı fiyat yükselişi, menkul
kıymet fiyatlarında oluşan balonlar, yüksek volatilite, fazla değerlenmiş veya
değerinden düşük kalmış hisse senetlerinin mevcudiyeti, hisselerin kötü
haberlere gerektiğinden daha az ve iyi habere gerektiğinden daha fazla
reaksiyon göstermesi gibi konular davranışsal finansın inceleme alanını
oluşturmaktadır.
Davranışsal finans teorisi, davranışsal
iktisadın bir alt araştırma sahası olan davranışsal finans, psikoloji ve
sosyoloji disiplinlerinden elde edilen bulguların finans alanına uygulanması
ile oluşturulan teoridir. Davranışsal finans modelleri, rasyonel modellerin
yeterli ve tatminkâr bir şekilde açıklayamadığı yatırımcı davranışlarını,
özelde ise pazar anomalilerini açıklamak amacıyla geliştirilmiştir. Örneğin
davranışsal finans insanların tümüyle rasyonel olmadığı varsayımını göz önüne
alarak, bir varlığın pazar değeri ile defter değeri arasındaki farkları
anlamaya çalışır. Diğer bir değişle fiyatlar arasındaki farkları açıklamaya
sebep arar. Davranışsal ekonomi gerçekçi psikolojik buluşlara yer vererek ekonominin
açıklayıcı gücünü artırmıştır. Davranışsal finans, etkin piyasalarda rasyonel
yatırımcıların beklenen faydanın maksimizasyonu teorisinin, geleneksel
varsayımlarını bir kenara bırakarak yeni bir yaklaşım sunmaktadır.
Davranışsal
finans, finansman ile psikoloji ve karar verme bilimlerinin bir arada
değerlendirilmesidir. Davranışsal finans, finansman yazınında bazı önyargıların
neden gerçekleştiğini araştıran bir yaklaşımdır. Aynı zamanda davranışsal
finans karar vericileri (yatırımcılar veya vekiller) gerek düşünsel gerekse
yargısal olarak nasıl sistematik hatalar yaptıklarını araştırmaktadırlar(Taner
ve Akkaya 2005: 48). Davranışsal finans, yatırımcıların irrasyonel olarak
yatırım kararı aldıklarını savunurken, bu irrasyonel davranışların tüm
yatırımcılar tarafından sergilenmediğini ancak piyasada bu doğrultuda güçlü bir
eğilim olduğunu da söylemektedir. Davranışsal finansta; rasyonel karar verici
modeline alternatif olarak irrasyonellik ya da sınırlı rasyonellik yaklaşımı benimsenmiştir.
Genel olarak kararların, dolayısıyla da yatırım kararlarının büyük karmaşıklık
ve belirsizlik içermesi nedeniyle, insanların aldıkları kararlarda,
sezgilerinden ve hislerinden etkilendikleri görülmektedir. Bu durum ise, insan
biliminin (human cognition) sınırlı olmasına bağlanmaktadır.
Etkin
pazar hipotezinin; işlem maliyetlerinin sıfır olduğu, pazar ayrışımının
bulunmadığı ve menkul kıymet pazarlarına girişin[k1]
kolay olduğu varsayımları bulunurken, davranışsal finansın; yatırımcılar her
koşul altında portföy değerlerinin maksimize etmek isteyecekleri ve
yatırımcıların daima kendi çıkarlarına göre hareket edeceklerine yönelik
varsayımları bulunmaktadır. İnsanların yatırım kararı verirlerken rasyonel
olarak riskten kaçınmak, tercihlerini optimize etmek ve portföylerini çeşitlendirmek
istemektedirler. Ancak yapılan araştırmalarda bunu pratikte gerçekleştiremedikleri
ispatlanmıştır. Buna neden olarak ise; sezgisel basitleştirmeler, bilişsel
önyargılar ve duygusal faktörleri kapsayan psikolojik önyargılar
gösterilmektedir.
Yatırım kararları, rasyonel temelli olmaktan
ziyade, sezgilere ve hislere dayalı olarak alınmaktadır. Psikolojik önyargılar,
bireysel yatırımcıların; kazanan hisseleri çok çabuk elden çıkarmalarına,
kaybeden hisseleri ise çok uzun süre elde tutmalarına, sürü davranışı
göstermelerine, aşırı güven nedeniyle sık olarak ve zararına işlem yapmalarına,
aşina oldukları hisselere duygusal olarak bağlanmalarına ve onları
izlemelerine, olaylara aşırı ya da yetersiz tepki göstermelerine, kendi
inançlarını destekleyen bilgiyi aramalarına ve diğer bilgileri reddetme
eğiliminde olmalarına neden olmaktadır. Davranışsal finans beklenen fayda
teorisi ve arbitraj varsayımlarının kullandığı modellerden daha dar kapsamlı
bir yaklaşım içermekle birlikte oldukça kapsamlı bir değerlemeyi
gerektirmektedir. Örneğin yatırımcıların algılama psikolojisi oldukça geniş bir
yazın birikimine sahip bulunmaktadır. İnsanlar verdikleri kararlarda, inanç,
aşırı güven ve geçmiş tecrübelere gereğinden fazla önem vermek gibi durumlar
nedeniyle bazı sistematik hatalar yapabilmektedirler. Davranışsal finans yanlış
inanışlar ve kişisel özellikler nedeniyle tamamıyla rasyonel modeller
kullanmamaktadır. Genel olarak bakıldığında insanlar 1 YTL kazandıkları zaman
hissettikleri kazanma arzusu, 1 YTL kaybettikleri zamanda hissettikleri
kaybetme arzusuna göre çoğunlukla çok daha zayıf kalabilmektedir. Yanlış inançlar,
çoğunlukla insanların kaderci olması ve kaybetme korkusuyla büyütülmeleri yatırım
kararlarını etkilemektedir.
Yukarıdaki
açıklamalardan yola çıkacak olursak, geleneksel finansın insan psikolojisini
göz ardı etmesi ve davranışsal finansın bu psikolojik faktörleri de eklemesi
sonucu davranışsal finans kabul görmektedir. Çünkü yatırımcılar her zaman
akılcı hareket etmemekte ve bazı dönemlerde aşırılıklara ulaşacak davranışlar
sergilemektedir.
Belirsiz
koşullar altında karar alma süreçlerine dair geleneksel yaklaşım bireylerin
riskten kaçındığını, riski sevdiğini veya bunları umursamadığını
varsaymaktaydı. Bu risk tercihleri, ilgili kişinin kazanç ve kayıp getiren
risklerle karşı karşıya gelmesine göre söz konusu olacaktı. Ancak, davranışsal
finans, kişilerin kazançla karşı karşıya geldiğinde riskten kaçındığını, ama
kayıpla karşı karşıya olduklarında, riski tercih ettiğini belirtmektedir.
Örneğin, 10 pound kaybetmedeki fayda kaybı, 10 pound kazanmadaki fayda
kazancından daha yüksek görünmektedir. Aslında bütün bunlar, karar alma
süreçlerinin sonuçları etkilemese de, seçimlere etki edebileceğini
göstermiştir.(Küden, 2014: 11-45)
Yatırım
kararlarında yatırımcıların psikolojisini göz ardı ederek, tüm yatırımcıları
rasyonel olarak kabul eden varlık fiyatlama modelleri doğrudan ya da dolaylı
olarak Beklenen Fayda Teorisinin (BFT) geçerliliğini kabul etmektedir. Uzun bir
süre boyunca yatırımcıların karar verme sürecinde belirleyici role sahip olduğu
düşünülen Beklenen Fayda Teorisine yönelik en önemli eleştiri psikolojik
faktörleri de dikkate alan yeni bir beklenti teorisi tarafından getirilmiştir. Kahneman
ve Tversky (1979) tarafından ileri sürülen bu yeni Beklenti Teorisi (Prospect
Theory) izleyen yıllarda, yatırımcı davranıĢlarında, yatırımcı psikolojisinin etkisini
inceleyen pek çok çalışma için yön gösterici olmuştur. Kahneman‟a 2002 yılının
Nobel Ödülünü getiren çalışma, bireylerin sezgi ve karar alma süreçlerinin
finansa etkilerini gösterme noktasında bir mihenk taşı olmuş ve iktisat
tarihinin en fazla atıfta bulunulan çalışmalarından birini oluşturmuştur.
Beklenti Teorisi, betimleyici bir karar analizi modeli olup yatırımcıların (bireylerin)
risk koşullarında nasıl karar aldıklarını irdelemektedir. Psikoloji
literatüründe önemli bir yere sahip olan bu teori, teorik anlamda yaygın olarak
kabul gören ve finans alanında da kullanım alanı bulan Beklenen Fayda
Teorisi'nin eksikliklerini tamamlamaktadır. Beklenen Fayda Teorisi, normatif
analiz üzerine kurulu olup normatif analiz; karar vermenin mantığı ile
ilgilidir. Karar verme ile ilgili olarak rasyonel çözümler üretmeye çalışır.
Buna karşılık; Beklenti Teorisi betimleyici analiz kullanarak insanların inanç
ve tercihlerinin ne olması gerektiği değil ne olduğu üzerine durur. Aynı
zamanda, karar vermeye ilişkin davranış ve eğilimleri de ölçmeye çalışır.
Davranışsal
finans adından da anlaşılabileceği gibi yatırımcıların davranış kalıplarını
araştırmakta ve bu kalıpların yatırımlara nasıl yön verdiğini anlamaya
çalışmaktadır. Yapılan bazı araştırmalar göstermiştir ki, yatırımcılar birçok
rasyonel olmayan davranış kalıbı içine girebilmektedirler. Bunlar aşağıda
belirtilmektedir (Shefrin H. 2002: 18):
Yatırımcılara
Dow Jones Endüstri Endeksinin yılsonunda alacağı değer ile ilgili bir soru
soruluyor ve yatırımcılardan öyle bir alt sınır ve üst sınır belirleyin ki,
oluşacak değerler %90 ihtimalle bu aralığın içinde olsun
deniliyor. Normalde yatırımcıların rasyonel oldukları ve tüm bilgilere
eşit olarak ulaşabildikleri varsayımı ile %90’ının aralıkları doğru tahmin
etmeleri bekleniyor fakat bu böyle gerçekleşmiyor. Hemen hemen her yatırımcı
tahmin yaparken, en düşük değeri olması gerekenden daha yüksek olarak öngörüyor
ve benzeri şekilde de en yüksek değeri de olması gerekenden daha düşük olarak
tahmin ediyor. Bunun bir açıklaması da yatırımcıların kendilerine (ve dolayısı
ile tahminlerine) aşırı güven duymaları ve tahminlerini olması gerekenden daha
dar alanlarda yapmaları olarak kabul ediliyor. Buna başka bir örnek olarak da
yapılan bir deney gösterilebilir. Deneyde katılımcılara araç sürme becerileri
soruluyor ve kendilerini tüm sürücülere göre konumlandırmaları (ortalamanın
üzerinde, ortalama ve ortalamanın altında şeklinde) isteniyor. Sürücülerin
önemli bir kısmı kendisini ortalamanın üzerinde konumlandırıyor. Bu da aşırı
güvenin bir göstergesi olarak kabul ediliyor.
Psikolog
Ward Edwards tarafından 1964 yılında geliştirilen bir probleme atıf yapılarak
bu özellik anlatılmaya çalışılıyor. Probleme göre 100 tane çanta, bunların
içinde 1000’er tane poker markası mevcuttur. Hiçbir çantanın içi dışarıdan
görülememektedir. 100 çantanın 45’inde 700 siyah ve 300 kırmızı; diğer 55 tane
de ise 300 siyah ve 700 kırmızı poker markası bulunmaktadır. Çantaların seçimi
rastgele atılan yazı tura ile belirlenmektedir. Bu durumda iki tane soru
karşımıza çıkmaktadır:
Seçilecek
çantada siyah markaların fazla olma olasılığı nedir?
12
tane markanın (markalar tekrar çantaya ilave edilerek) seçilen çantadan
çekildiğini ve sonuçta 8 tane siyah ve 4 tane kırmızı geldiğini varsayalım. Bu
durumda yeni bilgi ile yukarıda verilen cevabınızı revize etmek ister misiniz?
Böylece seçilen çantada siyahların fazla olma olasılığı nedir?
Bu
soru bize aslında şunu göstermektedir. Bir işletme düşünelim ve siyah
markaların başarılı bir finansal tabloyu, kırmızıların ise başarısız bir
finansal tabloyu ifade ettiğini varsayalım. Bu durumda yukarıdaki iki soruyu
bir araya topladığımızda yıllardır başarısız sonuçlar alan bir işletmenin son
dönemde başarılı bir sonuç aldığını görmekteyiz. İşte sorun tam bu noktada
çıkmaktadır. Yatırımcılar geçmiş performanslara takılıp kalıyorlar mı, yoksa
yeni bilgiyi kullanmayı becerebiliyorlar mı?
İlk
soru ikinci soruya göre oldukça basittir. Cevabı da %45’tir. Fakat ikinci
sorunun cevabı üzerinde cevap verenler arasında bir anket yapıldığından önemli
bir kısmının %45’te ısrar ettiği gözlemlenmiştir. Bu insanlar yeni bilgiyi
kullanmamakta, vermeleri gereken tepkinin çok altında, muhafazakar bir düşünce
ile davranmakta ve eski bilgiye çıpa atmaktadırlar. Bunun dışında diğer bir
denek kitlesi ise %67 cevabını vermektedir. Bunların verdiği yanıt da doğru
değildir. Doğru yanıt %96,04 olup kimse tarafından verilememiştir.
İnsanlar
her zaman belirsizlikler karşısında belirli olanı tercih etmeye
çalışmaktadırlar. Bunu bir örnek ile açıklamaya çalışalım. Eğer ki bir
topluluğa bir torbada 80 tane siyah ve 20 tane kırmızı marka olduğu söylenirse
ve bahse girmeden 1000 Dolar alabilecekleri ya da siyah gelmesi durumunda 2000
dolar alabilecekleri ifade edilirse önemli bir kısmı bahse girmeyi tercih
edeceklerdir. Fakat yine aynı topluluğa içlerinde siyah ve kırmızı markalar
bulunan fakat hangisinin ne kadar olduğu bilinmediği bir torba için aynı bahse
girip giremeyecekleri sorulduğunda çok önemli bir kısmı bu bahse girmemeyi ve
1000 doları almayı tercih edeceklerini ifade etmektedirler. İnsanlar her zaman
bilineni bilinmeyene tercih edeceklerdir.
Yapılan
araştırmalarda görülmüştür ki, insanların önemli bir kısmı oluşması beklenen
zararı, elde etmeyi bekledikleri karı düşündüklerinden daha fazla hesaba
katmaktadırlar. Örneğin %50 ihtimalle 10.000 dolar kayıp ve %50 ihtimalle
10.000 dolar kazanç getirecek bir yatırım ile %50 ihtimalle 2000 dolar kayıp ve
%50 ihtimalle 2000 dolar kazanç yatırımından 2.si tercih edilebilmektedir.
Bunun dışında, örneği biraz daha genişletirsek, %10 ihtimalle 10.000 dolar
kayıp, %50 ihtimalle 2000 dolar kazanç ve %40 ihtimalle ne kazanç ne de kayıp
durumu ile %50 ihtimalle 2.000 dolar kayıp, %50 ihtimalle de 2000 dolar kazanç
durumu arasında insanların 2.seçeneğe daha yakın olacakları görülmektedir. Fakat
her iki durumda da beklenen değer 0 olacaktır.
Seçenek
1: -10.000 x %10 + 0 x %40 + 2.000 x %50 = 0
Seçenek
2: -2.000 x %50 + 2.000 x %50 = 0

Şekil
1: Örnek Tablo 2.li Yön
Yapılan
bir araştırmada yatırımcıların muhtemel bir kaybın kendi üzerlerinde yaratacağı
etkinin muhtemel bir kazancın kendi üzerinde yaratacağı etkiye göre 2.5 kat
daha fazla kuvvetli olduğu bulunmuştur. Yatırımcıların kazanca ve kayba nasıl
baktıkları da Kahneman ve Tversky tarafından aşağıdaki şekilde izah edilmiştir.
Buna göre insanlar birim zamanda en az büyüklükte kaybetmeye fakat yine birim
zamanda en fazla kazancı sağlamaya çalışmaktadırlar.

Şekil
2: Örnek Tablo
Yatırımcılar
"zararın önüne geçmek için" rasyonel olmayan davranışlarda
bulunmaktadırlar. Örnek olarak, hatalı çıktıları anlaşıldıktan sonra
"zararlarını realize etmemek" için stop-loss uygulamıyorlar. Fakat bu
davranış şekli onların hata üzerine hata yapmalarına neden olan bir hatalar
zincirini başlatabiliyor.
İnsanlar
gelecekte pişman olmak istemiyorlar ve pişmanlıklarını minimize edecek kararlar
alıyorlar. Pişmanlığı engelleme hareketi yüzünden yatırımcıların düşen
senetleri satmadıkları ve daha fazla zarara neden oldukları gözlemlenmiştir.
Çok
yüksek enflasyon oranlarının normal olarak düşünüldüğü ülkemizde bile pek çok
hesabın enflasyon oranları dikkate katılmadan yapılması gerçekten çok ilginç.
Yatırımcılar genellikle, yatırımlarından elde ettikleri kar ve zararları
hesaplarken bunu göz ardı etmektedirler.
Geleneksel finans
teorisinde piyasa katılımcılarının finansal kararlarının, etkin piyasalar
hipotezi ve rasyonel yatırımcı kavramları çerçevesinde oluştuğu kabul
edilmektedir. Bilişsel ve duygusal zayıflıklar bütün insanları etkilemesine rağmen,
geleneksel finans insanların her zaman rasyonel davrandıklarını varsayarak bu
önyargıları dikkate almamaktadır. Bununla birlikte son yıllarda yaşanan
finansal krizlerde anomali şeklinde piyasa etkinsizliği ve irrasyonel
yatırımcı davranışı görülmektedir. Ayrıca insanlar sadece kendilerine özgü
değerlere sahip sosyal varlıklar olup, duygu ve davranışlarına göre karar verme
eğilimindedirler. Duygu ve bilişsel hataların yatırımcı ve karar verme
süreçlerini nasıl etkilediğini açıklamak üzere geliştirilen davranışsal finans,
geleneksel finansın açıklamada başarısız olduğu veya açıklamada güçlük çektiği
alanlara yeni bir bakış açısı getirmiştir.
Jahanzeb, A., Muneer, S., & Saıf-Ur-Rehman.
(2012). Implication of Behavioral Finance
in Investment Decision-making Process, Information Management and Business
Review, S. 10, 532-536.
Süreyya,
E. (2017). Bireysel Yatırımcıların
Yatırım Davranışlarına Yönelik Bir Araştırma. Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi, 10(53) 493-494.
Sezer, D. (2013). Yatırımcı Davranışlarının Etkinliği Ve Psikolojik Yanılsamalar.
Doktora Tezi, Adnan Menderes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Aydın.
Küden,
M. (2014). Davranışsal
Finans Açısından Bireysel Yatırım Tercihlerinin Değerlendirilmesi. Yüksek
Lisans Tezi, Gediz Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, İzmir.
Karaca
Y. (2015). Davranışsal Finans Yaklaşımı
Ve Bireysel Yatırımcı Davranışları Üzerine Ampirik Bir Uygulama. Yüksek
Lisans Tezi, Gazi Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara.
Dumanatan,
S., Özdemir, Z. A. ve Atan, M. (2009). Hisse
Senedi Piyasasında Zayıf Formda Etkinlik: İMKB Üzerine Ampirik Bir Çalışma,
Dokuz Eylül Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, 24(2),
34.
Döm,
S. (2003, Eylül). Yatırımcı Psikolojisi
ve İMKB Üzerine Ampirik Bir Çalışma, İstanbul: Değişim Yayınları, 1.
Taner,
B. ve Akkaya, C. (2005). Yatırımcı
Psikolojisi ve Davranışçı Finans Yaklaşımı, Muhasebe ve Finansman Dergisi,
27, 48.
Shefrin H. (2002) Beyond Greed and Fear: Understanding
Behavioral Finance and the Psychology of Investing, ABD, Oxford
University Press, 18.
Davranışsal Finans
Üzerine”, http://www.ekonomiportali.com/6.htm

Teşekkür ederiz istifade ettik 😊
YanıtlaSil😊
YanıtlaSilÇok güzel bir çalışma olmuş emeğine sağlık
YanıtlaSilÇok başarılı olmuş abi 😁
YanıtlaSilAllah razı olsun Tolga bey çok yardımcı oldunuz bu kadar bilgi bana kafidir ben şimdi sinava gidiyorum.İyi günler
YanıtlaSil